Kendin İle Uyum İçinde Olmanın Sırrı – Nöron Ağlar Ve Aikido

Kendin İle Uyum İçinde Olmanın Sırrı
Nöron Ağlar Ve Aikido

Sinir hücresi ya da nöron dediğimiz şey, aslında sinir sistemimizin de temel birimi. Amacı bilgi transferini gerçekleştirmek. Yani yeni bir şey öğrendiğimiz zaman bu nöronlarla kaydediliyor. Ve bir şeyi hatırlamak istediğimizde de yine nöronlarımız arasında gerçekleşen elektriksel bir olay ile hatırlıyoruz.

Şöyle genel bir bilgi verebiliriz. İnsanın sinir sisteminde yaklaşık 100 milyar adet nöron olduğu düşünülüyor. Nöronlar birbirine bir kanal ile bağlanıyorlar. Peki bu nasıl gerçekleşiyor? Diyelim ki sarı rengi ilk defa öğreniyorsunuz. Beyninizde 10000 sinir hücresi, size sarıyı tanımlamakla meşgul. Sarıyı öğrendikten sonra diyelim ki muzu da öğreniyorsunuz. Yine nöronlardan bir bağ muza gidiyor. Daha sonra güneşi öğreniyorsunuz ve sarıyı temsil eden nöronlardan bir bağ da güneşe gidiyor.

Eğer muz ve güneş hakkında başka hiçbir şey öğrenmemişseniz, beyniniz bu iki kavramın tek bir ortak özelliği olduğunu düşünüyor, o da sarı oluşları.

Tabi bu öğrenme süreci yıllarca ve yıllarca sürüyor. Bütün nöronlar, sizin beyninize verdiğiniz bilgiler doğrultusunda birbiri ile bağlanıyor. Düşünün ki zihninizde milyonlarca nöron arasında milyonlarca bağ var. Aslında bir bakıma ikizler arasındaki fark da bu. Genetik olarak aynı olsalar da öğrendikleri farklı şeyler olduklarından, farklı insanlara dönüşüyorlar.

Beynin şöyle bir özelliği daha var. Diyelim ki siz bir gün muz kabuğuna bastınız ve düştünüz. Beyin hemen, muz tanımının içine düşmekten korkmayı da sokuyor. Belki etrafınızda muz kabuğundan daha çok korkabileceğiniz onlarca şey var, ama sizin beyniniz muzu kodlamış durumda. Aynı şeyin bir an için tüm kaygılarımız ve korkularımız için de geçerli olduğunu düşünün.

“Tehlike gerçektir, ama korku bir tercihtir.”

Beyin sizin ona gönderdiğiniz bilgiyi “aman bu bilgi objektif mi, aman bu bilgi bize uyar mı, bizi bozar mı” diye düşünmeden kaydediyor. Ben bundan korkuyorum, ben bundan çekiniyorum, bu beni mutsuz eder dediğiniz her şey, beyninize bir gerçeklikmiş gibi işleniyor.
Yani aslında bir bakıma biz kendimize korkmayı, üzülmeyi, mutsuz olmayı, gerginliği öğretiyoruz.

Sakınılan göze çöp batar diye deyimimiz bile var. Ağız nereye sefer oraya. 40 kere söylersen olur.

Şunu unutmamak gerekiyor, bir fonksiyonu yerine getirirken, beyin artık otomatik olarak çalışıyor. Nöronlar görevi sizden devralıp sizi hafifletmeye çalışıyor. Şimdi biri size “66 ile 2’yi sakın toplama!”  dese, siz bu sayıları istem dışı toplarsınız. Topladınız bile. Cevap kaç? Size dışarıdan gelen yönlendirme neydi?

Aynı şekilde havlayan bir köpek için size biri “Sakın korkma!’” dese, siz korkmamanız gerekip gerekmediğini değil, acaba nöronetinizde böyle bir kayıt var mı onu düşünürsünüz. Böyle bir kodlama yapmış olanın aklına korkusu geliyor, yapmamış olan da diyor ki “ne korkacağım köpekten, korkmam ben öyle şeylerden. ” Buradan yavaş yavaş Aikido’ya geliyoruz.

Winfred Wagner demiş ki: “Aikido, her zaman şu anda olmayı odağına aldığı için, eski nöronetleri aktive etmez.”

Sen bir nehirsin, ve hayatın boyunca karşılaşacağın tüm engeller senin yolundaki taşlardır. Onları aşıp geçeceksin. Bu cümleler tanıdık geliyor mu? Siz kendinizi bir nehir olarak düşündüğünüzde ve akmaya odaklandığınızda, zihninizdeki size korkmanızı, kızmanızı, üzülmenizi söyleyen nöronetleri aktive etmiyorsunuz.

Neden uzun süre Aikido yapan insanların üstüne bir sakinlik, bir evliya sabrı geliyor hiç düşündünüz mü? Onlar geçmişte hiç korkmadı mı? Hiç üzülmedi mi? Panikten eli ayağı boşalmadı mı? Tabi ki korktu. Sonra ne oldu? Senelerce Aikido yaptılar. Şu anda olmak, burada olmak, bu anda olmak, şimdide olmak konusuna öyle yoğunlaştılar ki, eski korku ve kaygılar aktive olmadı. Dahası silikleşti, hatta bazıları unutuldu. Hard diske yeni bilgiler yazmak gibi, eski nöronetlerin yerini yenileri aldı.

Yeniler de daha sağlamdı, çünkü o bilgileri oraya koyarken bilinçliydiler.

Morihei Ueshiba O’Sensei diyor ki: “Ben size ayağınızı hareket ettirmenizi öğretmiyorum, ben size zihninizi şiddete başvurmama yönüne hareket ettirmenizi öğretiyorum.”

Belki O’Sensei’nin bu sözleri söylediği zamanlarda insanların ne sinir sistemi hakkında bilgisi bu kadar genişti, ne de buna biyolojik olarak müdahale edebileceklerinin bu kadar farkındaydılar.

Aikido’nun ruhunuzu rahat ettirebilecek, sizi mutlu ve huzurlu kılabilecek anahtarları var. Bunları her gün hocalarımızın sözlerinde bulabiliriz. Nöronete, sorunun uyum ile çözülebileceğini söylemek mümkün. Bu alternatifi beyninize yerleştirmek sizin elinizde. Siz söyleyince beyin kaydediyor. Bu kadar basit.

Bir nehir olup akma prensibi ile kendi nöronetimize kendimizin kodladığı, kaygı üzüntü ve kızgınlıkları, kırgınlıkları yeniden kodlayabiliriz. Yaptığımız spora bu nedenle bir felsefe gözüyle bakılıyor. Hatta felsefeden öte bir yaşam biçimi. Barışın ve uyumun sanatı diyoruz ya. Kendinle barışın, kendinle uyumun, kendinle mutlu olabilmenin sanatı aslında.

Mutsuz musun, huzursuz musun? Bunları nöronetinden çıkarman mümkün. Kendi sinir sistemini tekrardan kodlaman mümkün. Muzdan korkmaya başlayan, bunu beynimize kendimiz öğrettik . Bunu değiştirmek de kendi elimizde.

Yapabilmek mi? Adım adım mümkün. Ne diyor hocalarımız, her gün bir önceki günden daha fazla esne. Her gün bir gün öncekinden bir adım öteye git yeter. Şimdiye odaklan. Şu anda ol. Çoğumuz dojodan içeri girdiğimizde şu anda oluyoruz aslında. Dojoda konuşmanın iyi karşılanmamasının nedeni de o belki. Şu anda olduğun zaman, nöronetine kodladığın yapamam edemem-ler birer birer gidiyor çünkü. Onun yerini yeni bağlar alıyor. Yaparım, yaparız, mutluyum, mutluyuz-lar.

Şimdi bu kadar sözden sonra Selçuk Hoca’nın geçen ramazan bayramı’nda ortak gruba attığı mesajı bir daha hatırlayalım. Bu bilgiler ışığında daha farklı bir anlam ifade edebilir:

“Neşeli olun. Neşeli kalın. Bozmayın.”

Çağrı Barlok (Alıntı)


Kategoriler: Aikido

Düşüncelerinizi belirtin